>

21 Nisan 2017

Kuzguncuk...



Selamlar sevgiler Kuzguncuk postunu ne zamandır yapmak istiyordum ama bir türlü vakit bulamadım. Bugün artık yazmaya karar verdim. Bu geziyi Mart ayı gibi yapmıştık. Şansımıza hava Çok güzeldi ve keyfini çıkarmıştık Kuzguncuk inanılmaz güzel bir yer Bence İstanbul'un en nadide semtlerinden bir tanesi herkesin mutlaka gidip görmesi gerekli bana göre. Buram buram medeniyet kokuyor ve tarihin izlerini sürebiliyorsunuz.

Şimdi hem resimleri hem de tarihi bilgileriyle Kuzguncuk sizlerle.. Biz gezerken çok keyif aldık. O köşkler, sokaklar, arnavut kaldırımlarıyla bir çok kültüre ev sahipliği yapmış bir yer Kuzguncuk.


Kuzguncuk İstanbul'un Anadolu yakasında Üsküdar ilçesinde yer alan bir semttir. Boğaziçi’nin Anadolu kıyısında, Üsküdar, Paşalimanı ile Beylerbeyi arasındaki yerleşme Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda oluşmuş, Boğaziçi’ne açılan bir vadi içinde gelişmiştir.

Kuzguncuk’un eski adının “Hrisokeramos” olduğu ve “Altın Kiremit” anlamına gelen bu adın yerleşmeye, II. İustinos(hd 565-578) tarafından yaptırılmış olan,çatısı altın yaldızlı kiremitlerle kaplı bir kiliseden geldiği yazılmaktadır. Kuzguncuk adının kökeniyle ilgili görüşlerden biri, eskiden “Kosinitza” adıyla anılan semtin, bu adının bozularak “Kuzguncuk” olduğu şeklindedir. Evliya Çelebiye göre ise bu ad, II. Mehmed (Fatih) zamanında (1451-1481)buraya yerleşmiş “Kuzgun Baba” adlı bir veliden kaynaklanmıştır.
İstanbul’un Asya kesimindeki ilk Musevi yerleşim bölgesi Kuzguncuk’tur. Musevilerin buraya geliş tarihleri bilinmemekle birlikte, 17. yüzyıl kaynaklarında Kuzguncuk’un bir Musevi köyü olarak anıldığı görülmektedir.






Kuzguncuk’un Avrupa Musevileri tarafından “Kutsal topraklara varmadan önceki son durak” olarak kabul edildiği ve herhangi bir nedenle vaat edilmiş topraklara gidemeyenlerin hiç değilse Kuzguncuk’a yerleşip orada ölmeyi ve gömülmeyi vasiyet ettikleri bilinir. Bu nedenle de, yerleşmede geniş bir Musevi mezarlığı olduğu 17. yüzyıldan itibaren sık sık vurgulanır. Bu tarihlerde Kuzguncuk’ta Museviler dışında Rumların da oturdukları bilinmektedir. Ermeniler ise,buraya 18. yüzyıldan itibaren yerleşmeye başlarlar ve 19. yüzyılda Kuzguncuk’ta oldukça büyük bir grup oluştururlar.
Daha çok gayrimüslim ağırlıklı bir yerleşme niteliği taşıyan Kuzguncuk, Müslüman Osmanlıların rağbet ettiği bir semt olmamıştır. Buna karşın hemen bitişiğindeki Öküz Limanı (Paşalimanı) kesimi, camii, çeşmesi, kayık iskelesi ve bahçeleriyle yalnız Türkler tarafından iskan edilmiştir. Yörenin adının, Rumeli yakasından getirilen öküzlerin Anadolu’ya götürülmek üzere Beşiktaş’tan kayıklarla buraya nakledilmesinden kaynaklandığı sanılmaktadır. Bir diğer ve daha eski ifade ise Boğaziçi'nin eski yunancadaki adı olan Bosphorosus (İnek Geçidi) adından gelmektedir.

Kuzguncuk-Üsküdar Rum Ortodoks kilisesi.



Ekmek Teknesi dizisinde ki ev Nusret babanın fırını ve evi şimdilerde Zahir art Cafe olarak hizmet veriyor, harika bir kahvaltısı varmış yolunuz düşerse bir uğrayın derim. Bizim yemek yeme saatimize uymadığı için yiyemedik ancak içerisine girip resimledik.





Perihan Abla dizisi efsanedir ve bir çoğunuz bilir işte o ev ve sokak Kuzguncukta hatta evin sokağına Perihan Abla sokağı ismi verilmiş.





Kuzguncuk Güzellikleri










Nail Kitap evi o kadar güzel ki ister kitap alın ister merak ettiğini< bir kitabı orada okuyun harika köşeler var okumak için içeri girdiğinizde inanın huzur bulacaksınız. Sonradan kapısından fark ettim ki burası Perihan abla da ki Berber Raşit'in dükkanı :)




Kuzguncuk dik yamaçlara kurulmuş yüksek bayırlar çıktık burada ki evler çok şanslı çünkü inanılmaz güzel manzaraları var, bizlerde arkadaşlarımla doyasıya seyreyledik. tabii bol bol resim eşliğinde..


Kuzguncukta yaşayan insanlara sorduk en güzel nerede yenir bize iki isim verdiler biri Pita biri de Sitare cafe. Biz tercihimiz Sitare'den yaptık. Çok güzel pişi ve tulum peynirli salata yedim ben.. Kuzguncukta harika mekanlar var hepsi birbirinden güzel çok cici bir hafta sonu arkadaşınızla kahveye gelin derim.








                      Güzel bir gezi böyle sonlandı başka bir yerde buluşmak üzere sevgiyle kalın.                               
Devamını Oku »

20 Nisan 2017

İştah Kabartan Deniz Ürünleriyle Monochrome...

Brasserie konseptini yepyeni bir yaklaşımla bomontiada’da hayata geçiren Monochrome, deniz ürünleri seven misafirlerine farklı ve lezzetli seçenekler sunuyor. Buharda somon, Monochrome’un imza yemeklerinden karidesli linguini ve somon & ricotta salatası,  menüde öne çıkan lezzetlerden.



Monochrome’da safranlı karnabahar kuskus ve kapari-kuru üzüm sosu ile servis edilen buharda somon; besleyici ve lezzetli bir alternatif arayanların tercihi oluyor. 


Monochrome menüsünün sevilen lezzetlerinden karidesli linguini ise, hafif acı aromasıyla damaklarda benzersiz bir tat bırakıyor. 



Hafif fümelenmiş somon, yeşil zeytinler ve kimyonlu patateslerin;  soya fasulyesi, taze rendelenmiş rezene ve limon vinegret ile harmanlanmasıyla lezzet kazanan somon & ricotta salatası ise hafifliğiyle bahar-yaz döneminin en çok tercih edilen tatlarından.



Monochrome’un zengin menüsü ve keyifli atmosferini deneyimlemek isteyenler, 
0212 296 20 42 numaralı telefondan rezervasyon yaptırabilirler.
Birahane Sokak No:1/C
Bomonti - Şişli - İstanbul

Bol leziz günler dileğimle
Devamını Oku »

Essence Extreme Mascara

Merhaba uzun zamandır bana tavsiye edilen bir türlü fırsat bulup alamadığım Essence nin bu pembiş mascarasını geçen günlerde aldım ve kullanmaya başladım. Yaklaşık 1 haftadır kullanıyorum ve bayıldım desem yeridir. 



Kirpiklere anında kazandırdığı hacimle benden tam not aldı desem yeridir. İlk sürüşte ilk katta dahi kirpikler dolgun ve kıvrık duruyor. Kirpikleri tutuşu şahane, yoğunluğu nefis ve pahalı markalarla kıyaslandığında o kadar para verip harcamaktansa en uygunu ile  bunu başarıyor olmak inanılmaz keyif verici. Demek ki neymiş her şey para marka demek değilmiş. Önemli olan tatminkar olabilmekmiş bu mascara ile onu anlamamak imkansız:)


Kesinlikle tavsiye ederim o kadar zaman söylendiği halde almadığım için pişmanım bundan sonra bu mascara benim vazgeçilmezim. Özel günlerde 2 kat sürerek ciddi bir yoğunluk yakalayabilirsiniz. Takma kirpik etkisi bu olsa gerek. fiyatı 12 TL çok şaşırtıcı dimi bende alırken tereddütlerim vardı ama bu derece memnun kalacağımı sanmıyordum. Gönül rahatlığıyla alabilirsiniz.

Yakından bakmak için..

sevgiyle kalın..
Devamını Oku »

19 Nisan 2017

TinTin Tur ile Gölyazı-Tirilye-Siği-Mudanya

Merhabalar geçtiğimiz hafta sonu harika bir tura katıldım, arkadaşlarımla eğlenceli ve güzel bir gün geçirdik.  Öncelikle size Tin tin turdan bahsetmek istiyorum yaklaşık 20 yıldır hizmet veren tur bünyesinde barındırdığı rehberleri ve hizmet ekibiyle yolcularını en rahat şekilde yolculuk edebilmeleri için ellerinden geleni yapıyorlar. Samimi ve içten yaklaşımları benden tam not aldı sizlerde bu turla gezmek isterseniz kesinlikle tavsiye ediyorum.

Sabah 7 gibi otobüslerimize bindik, ve İstanbul dan hareketle yol almaya başladık. Feribotla karşıya geçtikten sonra ilk durağımız Yalova da ki Özdilek açık büfe kahvaltı oldu. Kahvaltı enfesti seçenek çok,  ürünler lezzetliydi. Kahvaltı sonrası tıka basa doyduktan sonra tekrar hareketle ilk durağımız olan Gölyazı ya geldik. Hemen Zambak Tepsine çıkıp Gölyazı'yı seyreyledik. Zambak tepesinde Servi ağaçları var anıt ağaç olmuşlar yaklaşık 160 yıldır orada dimdik durmaları  Uluabat gölünün kıyısına konuşlanmış olan Gölyazı ilk bakışta sizi sizden alıyor. O kadar güzel ki bakmalara doyamıyorsunuz.




Gölyazı Tarihi;
Yerleşimin tarihi, Roma dönemine kadar gider. Roma döneminden kalanları, evlerin temel taşlarında görmek mümkündür. Tarihi ve coğrafi orijinal özellikler taşır. Apollon Krallığı'nın merkezi olarak bilinir. Döneminde bir süre Adramytteion (Edremit)'e, bir süre de Kizikos (Edincik)'a bağlı kalmıştır. İmparator Hadrianus (M.S. 117-138) 'un Bitinya gezisi sırasında kente uğradığı, kentin kapısındaki adına konulmuş onur yazısından anlaşılmaktadır.
Bizans Dönemi'nde Apollania ad Rhyndacum, önce Bitinya Piskoposluğu'na bağlı kalmış, daha sonra Nicomedia ve kısa bir süre de Kios piskoposluklarına bağlanmıştır.
Osmanlılar 1302 yılında Baleum (Koyunhisar) Savaşı'ndan sonra, bu kaleye sığınan Kite Tekfuru'nu kovalayarak ilk kez Apollania önlerine gelmişler; ancak bu kuşatma sırasında kaçak tekfurun teslim edilmesi dolayısıyla anlaşmaya vararak geri çekilmişler, yalnızca Alyos adasını ele geçirmekle yetinmişlerdir. Bu adanın ele geçirilmesiyle, esasen Apollania ad Rhyndacum'un gölün çıkış kapısındaki berkitilmiş Lopadion kalesiyle ilişiği kesilmiş bulunuyordu.





160 yaşında Anıt ağaç SELVİ

Gölyazının sokaklarını yürüyerek dolaştık, evlerini, kapılarını, kültürünü yakından tanımaya çalıştık.
Söylediklerine göre 800 rum Yunanistan a yollanmış, geride sadece 60
 Türk kalmış. Giden rumların yerine Selanik ten 200 Türk gönderilmiş. Zamanla kaynaşmışlar Muhacirlerle Manavlar. Zaman zaman gelenler oluyormuş Gölyazı nın yeni Apolyont tan Yunanistan dan otobüslerle gelirler atalarının köylerini gezer mezarlarında ağıtlar yakar meydanda çiftetelli oynarlarmış. Yani hüzünle mutluluğu bir arada yaşarlarmış.









Tur tekneleri bu teknelere binip gölü baştan sona dolaşabiliyorsunuz inanın çok keyifli, 
kişi başı 5TL

Gölyazının tam meydanında girişte öyle bir Çınar ağacı var ki gözlerinize inanamayacaksınız öylesine büyümüş ve öylesine yaşlı ki bir hikayesi bile var. Ona Ağlayan Çınar diyorlar. 
Eskiden Rumların çoğunlukta olduğu bu köyün adı Apolyont'muş. Köyde yaşayan Mehmet isimli bir Türk ile Eleni adında bir Rum kızı birbirlerine sevdalanmışlar. Sürekli bu çınar ağacının oyuğunda buluşurlarmış. Kurtuluş Savaşı yıllarında Rum köylerinin boşaltılması, o köylere Türklerin getirilme zamanı başlamış.


Apolyont'tan ayrılan Rumlardan Eleni'nin abilerini gören Mehmet, Eleni'yi aradığı söylemiş. Abileri de işi zorlaştırmamasını ve Eleni'yi unutmasını söylemişler Mehmet'e. Mehmet direnmiş ve bir kavga çıkmış. Eleni'nin abisi Yorgi, Mehmet'i bıçaklamış. Bıçak izleriyle Mehmet çınar ağacının oyuğuna gitmiş.
Bu sırada köyü terk eden Rumlardan Eleni'nin çok yakın bir kız arkadaşı ona Mehmet'in abisiyle kavga ettiğini söylemiş. Eleni de bunun üzerine konvoydan ayrılıp çınar ağacına gitmiş. Bir de bakmış vücudu kan içinde Mehmet ölmüş. Bunun üzerine de Eleni de orada intihar etmiş. Rivayet edilir ki bazı dönemler, bu dönemlerin net tarihi yok, çınar ağacından kan damlaları akarmış. Bu yüzden bu ağacın Ağlayan Çınar olarak kalmış.

Bu yazıyı özellikle çektim üzerinde ki yazı beni çok etkiledi okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Gölyazıda balık lokantaları var. Ama alkollu bir tane var diğerleri alkolsüz, Balıkçılar gördük sazan balığı satıyor göze alabilirseniz ve seviyorsanız alabilirsiniz ben çok tercih etmiyorum Sazanı çünkü çok kılçıklı.


Gölyazı'yı bitirdikten sonra rotamızı Trilye ye yönelttik ve ilk girdiğimiz anda vuruldum oraya 
neden mi? Ben deniz aşığıyım gölden ziyade, o yosun ve balık kokusunun ardından gelen anason beni benden aldı tek kelimeyle Trilye aşk gibi sevda gibi vuruldunuz mu kopamazsınız. Meydanında ki camisi, evleri, sokakları ve çiçekleriyle Trilye herkesin kesinlikle görmesi gereken bir yer ve tabii zeytiniyle, zeytin ve zeytinyağının hası burada çıkarmış tabi biz de aldık. Bizleri harika bir zeytinciye götürdüler orada hem tatma fırsatı hem de alma fırsatımız oldu.

Trilye



Aziz Panteleiman Kilisesi




Gölyazı Aziz Panteleimon (bazı kaynaklara göre Hagias Georgias) Kilisesi Anadolu Rum Ortodoks kiliselerinin önemli ve özgün örneklerindendir. Kaynaklar, eskiden köyde üç kilisenin bulunduğunu ve asıl kilisenin Aziz Georgios’a ithaf edildiğini anlatır. Yapım tarihi ile ilgili bazı kaynaklar 19. yüzyıl sonunu işaret etse de; kilisenin restorasyon çalışmaları sırasında ortaya çıkan 1903 ibaresi; büyük olasılıkla kilisenin bitiş tarihini gösterir.



Mübadeleye kadar ibadet mekânı olan kilise, bu tarihten sonra çeşitli amaçlarla kullanılmış; ancak zamanın ve yangınların etkisiyle günümüze ciddi hasarlarla ulaşabilmiştir. Bursa Nilüfer Belediyesi tarafından aslına uygun olarak restorasyonu gerçekleştirilen kilise, yenilenme çalışmalarını ardından kültürevi olarak işlev kazanmış ve 2014 yılında hizmete açılmıştır.




Taş mektep

Taş Mektep 1909 yılında yapılmış bir binadır. Kıbrıs Eski Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un bu okulda eğitim aldığı ifade edilir. Döneminin Batı mimarisini yansıtan Neo-klasik tarzda bir yapıdır.
İskele caddesinin batısındaki tepede bulunan yapının üzerindeki bir taş oymadaki yazıda “M. MYPIDHS APXITEKTWN 1909” (M. Miridis Arhitektoğn 1909) ifadesinden mimarı ve yapım yılı anlaşılabilir. (Akıncıtürk, 2000) Sonradan İzmir Metropoliti olan Hrisostomos, bu okulda müdürlük yapmıştır[kaynak belirtilmeli]. Bu bina 1924 tarihinde şehit, öksüz, yetim çocukların okudukları Dâr-ül Eytam (Öksüz Yurdu) olarak Kazım Karabekir Paşa tarafından açılmıştır.


Dündar Evi

Eski bir kilise binası olan Dündar Evi, Rumların bölgeyi terk etmesi ardından özel mülkiyet olmuştur. Bu gün halen konut olarak kiralanan bu eski kilisenin içinde 3 aile oturur. Ana giriş, kemerli taş bir kapıdandır. Giriş bölümü 3 katlıdır. Giriş katında pencereler küçük ve karedir. İkinci katta pencereler daha büyüktür ve dikdörtgendir. Üçüncü katta ise pencere üstleri kemerle tamamlanır.



Trilye Limanı 



Trilye de en sevdiğim şey sahilde balık restaurantları ve içlerinde çalan müzik ve anason kokusu içime çekip işte hayat bu dedim kendi kendime insanı gençleştirir ve ruhunu tazeler...

Tirilye Sahilleri


  

Tirlye de ki tarihi ve güzellikleri gördükten sonra rotamızı Siği köyüne yönelttik bu köy sessiz sakin dinlenmek için birebir bir köy, köy kadınlarının açmış olduğu yardım derneğinde çiğ börek yedik, alışveriş yaptık  onlara katkıda bulunduk. Siği köyünde Akdeniz esintisi var köyde turunçgil ağaçlarını bolca görmek mümkün. Yalnız ev fiyatları oldukça yüksek beğendiğimiz bir evin fiyatını sorup 2.2 milyon olduğunu duyunca hızla vezgeçtik:) Ama tabi daha uygunları mutlaka vardır kararlı olup araştırmak gerek.

Eski Zeytinyağı Fabrikası

Turunç ağaçları



Çeşme

 Tirilye nin Güzellikleri





Siği den sonra artık iyice acıkmıştık ve yemek için Rotamız Mudanya oldu Meşhur Meral ablanın balık restaurantına gittik orada salata, mezgit ve arkasından sıcak helva ile günü tamamladık..

Mudanya Sahilleri

Meral Abla da yemek yerken

Bir tur daha böyle güzelliklerle bitti, insanın yanına kar kalırmış gördüğü yerler, gezmek ug-fkunuzu açar içinizi güzelleştirir o yüzden bol bol gezmeli diyorum ben bu tur için de Tin Tin tura kocaman teşekkürler ediyorum. 
Ayrıntılı bakmak için tıktık..
http://www.tintintur.com/

Bir sonra ki gezimizde buluşuncaya kadar sevgiyle kalın.
Devamını Oku »