>

24 Temmuz 2017

TAKSİM-BEYOĞLU 60 lar 70 ler GEZİSİ

Gezmek, görmek belki de dünyanın en güzel şeyi, insan her gittiği yerde yeni bir tat yeni bir kültüre tanık oluyor. Geçmişin izlerini sürmek onları hissetmek ayrı bir keyif ayrı bir haz benim için. Yine bu düşüncelerle geçtiğimiz hafta 1001 İstanbul ile Taksim Beyoğlunu karış karış gezdik. 60 lar ve 70 lerin izlerini sürdük o zamanların beyoğlunun ruhunu yaşamaya çalıştık. Aslında farkettik ki o dönemin binalarında, mimarisinde Ermenilerin, Yahudilerin büyük mirası ve emeği var.



Dünyaca ünlü heykeltraş pietro canonica tarafından 1927-28 yıllarında İtalya'da, 16.500 ingiliz lirasına (bugünün kuru ile 37,5 milyar tl) yaptığı anıt.




Bu proje ilk olarak havuzlu düşünülmüş (anıt bu havuzun ortasında bulunacaktı), fakat gerekli 30.000 tl belediye tarafından sağlanamayınca vazgeçilmiş. Taksim Cumhuriyet anıtı, havuzsuz ve çevresi düzenlenmemiş bir halde, 8 ağustos 1928 günü yapılan bir törenle, meclis başkanı Kazım Özalp bey tarafından açılmış. Anıtın çevresinde yuvarlak bir alan var işte o alan yapılacak havuzun çizgileri olmayınca öyle kalmış. Bir çoğumuz gelip geçeriz ama asla tarihinde nasıl merak etmeyiz işte Taksim Anıtı da böyle bir eser. 



Dört tarafında ki heykeller ile başyapıt edasında nice yüzyıllar orada kalması dileğiyle..

Taksim de ki binaların mimarı yapısı şahane hiç bu gözle bakmamıştım şimdi sizlere bu güzel binalardan bir kaçını göstermek istiyorum..





Aya Triada Rum Kilisesi;  İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Taksim İstiklal Caddesi Meşelik Sokak üzerinde 1879 tarihinde inşa edilmiştir. Taksim meydanına bakan, buna karşın girişi İstiklal Caddesi Meşelik sokaktan olan kilise İstanbul’daki en büyük Rum Ortodoks yapısıdır. Kilisenin adı Kutsal üçlünün Hıristiyanlık ta ki yerinin tasvirinden gelmektedir. Bu bölge 19.yüzyılda Rum Mezarlığı idi. Kolera salgını çıkınca bu mezarlık kullanılmamaya başlanmış ve yeni gömüler o zaman şehrin dışı olan Pangaltı semtine yapılmıştır. 1876 mezarlık nakli yapıldıktan sonra buraya Kilise inşa izni verilmiştir. Yapının mimarı Vasilaki Efendidir. 







Taksim Maksemi;
Eskiden suyu mahallelerde ki çeşmelere dağıtan yerlere denilirmiş. Taksimin adı da buradan geliyormuş suyu taksimlediği için. Suyu dağıtan yere de maksim deniyor. Taksim de ki ayakta kalan en önemlisi bir diğeri de Edirnekapı da bulunuyor her ikisini de görmek ayrı keyif verici. Taksim de kli restore edilmiş içerisinde bir görevli var yolunuz düşerse mutlaka girin görün tarih kolay bulunmuyor.






Taksim Palace Binası 100 yıla yakın süredir orada duran zamana meydan okurcasına dimdik ve hür, insan geçmişin izlerini sürerken bir an o dönemlerde yaşamış olmayı kalbinden dilemeden geçmiyor. Türk mimar Victor Adaman tarafından yapılmış. Binanın girişinde mimarla ilgili bilginin bulunduğu bir mermer bulunuyor. 
Victor Adaman 1880 yılında İstanbul da doğmuş ve  bir çok güzel esere imzasını atmış.




Safiye Ayla nın son yaşadığı ve vefat ettiği binanın girişi, resmini girişe asmışlar merdivenler ise yılların yorgunluğuyla hala güzel....





Biz kendimize gezginler diyoruz hatta grubumuz bile var eksiklerimiz vardı o gün ama olsundu olanlar mutluydu...






Yine yapıtlardan bir kaç örnek..




Ünlü Ferah Apartmanı...




Bir han girişi işçilik muhteşem...





Kilisenin 16. yüzyıldan itibaren var olduğu tahmin edilmektedir. Pars Tuğlacı, kilisede bulunan 1843 tarihli bir elyazmasında, 921 (1503) tarihli bir senetten bahsedildiğini yazar. Padişahın mührünün olduğu, 'Üç Horan' başlıklı bu belgede, arsanın satın alındığı ve kilisenin inşasına başlandığı belirtilmektedir. 1805'te, Hacı Krikor Amira Kevorkyan 6 bin metrekarelik bir arsa alır ve kilise, bu arsa üzerinde ahşap olarak yeniden inşa edilir. 31 Mayıs 1807'de ibadete açılan kilise, 1810'da çıkan bir yangında yanar. Kilise, yerine yenisini inşa etmek için izin alınamaması nedeniyle 1835 yılına kadar harap halde kalır. Ağustos 1835'te verilen fermanla kâgir olarak yeniden inşa ettirilen kilise, Patrik Isdepanos tarafından 18 Haziran 1838 tarihinde ibadete açılır. 14 Kasım 1889 tarihli tapusu mevcut olan kilise halen ibadete açıktır.



.
Kilisenin anahtarı bile üç horanlı olduğı için 3 rakamıdır. buna şahit olmak şahaneydi.






Grand pera
19. yüzyıldan bu yana bir çekim merkezi ve alışveriş kültürünün sembolü olan Beyoğlu’nda, İstiklal Caddesi’nin kalbinde yer alan Grand Pera; İstanbul’un en değerli tarihi binalarından Cercle d’Orient’ı dünya standartlarında bir restorasyon kalitesiyle eski ihtişamına kavuşturan, Emek Sineması’nı sürdürülebilir bir anlayışla gelecek kuşaklarla tanıştıran, kültür, sanat, eğlence, moda ve gastronominin hizmetine sunulmuş yeni nesil bir yaşam merkezi.







Cihangirde bulunan Figüranlar kahvesinde oturduk ve közde kahveyi yudumladık.. Çok değişik insanlar gördük yaşlı ve çok makyajlı teyzeler en ilgimi çekenler oldu...













Ünlü Nizam pide de pide yemeden dönülür mü? dönülmez tabi ki:) ehh bizde kaloriyi hesaplamadık yedik gitti tadı nefisti..





Bu turda en ilgimi çeken kısıma geldik işte bu Havai Lostra salonu 1951 yılından beri varmış,  bir dönemin en ünlüsü desem yalan olmazmış. İnsanlar (özellikle kadınlar) buraya gelir ayakkabılarını boyatır yeni mi aldın sorusuna altta ki cevabı verirlermiş. İçeride siyah beyaz fotoğraflar ile resmen bir tarih yolculuğu yapıyorsunuz. En sevdiğim kısım ise sandalyelerin yan yana oluşu ve burada sohbet ederken ayakkabılarınızı boyatıyor oluşunuz. 





Gittiğim yerlerde en sevdiğim kapılar olur her zaman neden bilmem ama kapı resmi çekmeyi çok seviyorum. Bana yaşanmışlıkları hatırlatır daima, her birinin ardında nice anılar, hatıralar, hüzünler vardır kimbilir, işte o günde gözüme takılan bir kaç kapı aslında çok var ama buraya hepsini koymam mümkün olmadığından en sevdiklerimi koydum.









İnsanlar kendi iç dünyalarını  nasıl isterlerse öyle renklendirirler, dışarı da bunu yansıtırlar,  bazen mutlu olmak renkli olmak için çok paraya ihtiyaç yoktur bu merdivenler Beyoğlu'nda bir dükkan ya da evin merdivenleri 




Taksim den Galataya oradan Karaköy e inerken ünlü Kumbaracı Yokuşu, Tarhan lisesinin bulunduğu oldukça dik bir yokuş.





Beyoğlu'nda bir meyhane Latife hanım Meyhanesi oldukça güzel bir mekan içerisi Cumhuriyet dönemini yansıtan bir dekora sahip, çalan plaklar harika mezeler denenmesi gereken bir yer..



Kumbaracı yokuşuna gelmeden Önünden geçilen Galata Kulesi...




Ünlü Petek turşuları;
20 yıldır Beyoğlu Balıkpazarı’nda hizmet veren turşucuda 50-60 çeşit turşu satılıyor ve her gün yeni çeşitler ekleniyor. Klasik turşuların yanı sıra erik, karnabahar, üzüm, muşmula, yumurta, kiraz, elma, ayva, mantar, kozalak turşusu ve turşu salatası da yapıyorlar. İmalat yerleri Bursa. Burada ayrıca dışarıdan getirttikleri zeytinyağı, nar ekşisi, salça çeşitleri ve zeytin de bulabiliyorsunuz.




Tabi ki kumbaracı yokuşundan indikten sonra rehberimizin tavsiyesiyle Olimpia restaurantında günü noktaladık çok yorulmuştuk ve aramıza Gülsüm cüğümün de katılımıyla bir güzel demlendik.Manzaramız nefisti Karaköy İskelesinin hemen dibinde bulunan mekan da fiyatlarda oldukça uygun yolunuz düşerse denemenizi tavsiye ederim.







Bir gezi daha böyle güzelliklerle sona erdi buraya koyamadığım bir çok fotoğraf olmasına rağmen umarım yeterli aktarımı sağlayabilmişimdir. 
Bir sonra ki gezi de buluşmak dileğiyle....
sevgiler.

Hiç yorum yok: