>

14 Ağustos 2017

Kırklareli İğneada Doğayla Başbaşa

Merhaba yine bir gezi ile karşınızdayım, Geçtiğimiz haftalarda şahane yerdeydim tüm ayrıntılarını 
sizlere paylaşmak istiyorum. Gittiğim yer Kırklareli toprakları İğneada ve civarı şeklindeydi bu 
bölgeye 2005 yılında gitmiştim o zamanda çok güzeldi tekrar görmek ve gezmek keyif verdi. Doğa
ve deniz görmek isterseniz buraya rotanızı çevirebilirsiniz.

Yol üzeri koyunlar bu fotoğrafı otobüsün camından çektim büyük şehirlerde yaşadığımız için böyle
kareler bizler için paha biçilemez oluyor.  Ne dersiniz sizce de çok tatlı değil mi?




Yolcuğumuzun ilk durağı Dupnisa mağarası oldu. Mağaranın çevresinde çok ciciş yerler yapılmış
 yöre halkının kurduğu tezgahlarda közde kahve, soba da çay, gözleme gibi ürünler bulabiliyorsunuz.
 Dupnisa yolculuğu yorucu bir yolculuk o yüzden mağaradan çıktıktan sonra dinlenmeye ihtiyaç
duyacaksınız, bir yandan dinlenirken bir yandan da çayınızı kahvenizi yudumlayabilirsiniz.




Dupnisa Mağarası
Dupnisa Mağarası Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde yer almaktadır. 3150 metre uzunluğuna sahip olan mağara, Trakya bölgesinde turizme katkı sağlayan tek mağara özelliğindedir. Yeraltında olması ile farklı bir yapıya sahip olan Dupnisa Mağarası’na 3 farklı kapıdan giriş yapmak mümkündür. Yaklaşık üç bin metre uzunluğu ile bilinen mağaranın ilk bin metresi su ile dolu bir girişe sahiptir. Dupnisa Mağarası kapılarının isimleri sırasıyla; Dupnisa Dolin, Kuru Mağara ve Kız Mağarası olarak isimlendirilmiştir.
En derin girişe sahip olan Dupnisa Dolin kapısıdır. Mağara içinin yarasalarla dolu olması, Dupnisa Mağarası’nın oldukça ürkütücü özellikte olmasına neden olmaktadır.
İlk olarak 2003 yılında turist ziyaretçilerini kabul etmeye başlayan mağara, daha önceki yıllarda ziyaret edilmesini mümkün kılan zemin yapısına sahip olmadığı için gezilmesi mümkün olmamaktaydı.
Yanınızda mutlaka bir hırka, şal bulundurun çünkü içerisi girerken çok soğuk ancak içerilerde yürüdükçe sıcak basıyor terliyorsunuz.
Mağaradan görüntüler...












Mağara girişi yine sizlere doğayı yaşatıyor, akan bir dere ile su sesi dinlendiriyor, ormanda ki yeşillik huzur veriyor..




Mağara gezimizden sonra bizi güzel bir ziyafet bekliyordu, Dupnisa alabalık tesislerinde güzel bir yemek yedik. Doğayla iç içe olmak gerçekten güzeldi. 
Aşağıda yemek yediğimiz yerden görüntülerle sizleri baş başa bırakıyorum.






Sonrasında İğneada ya geçtik.İğneada da sezon kısa olmasına rağmen yaz döneminde tatilciler tarafından tercih edilen bir yer. Bir çok pansiyon bulmak mümkün birde lüks bir oteli var. 
Denizi Karadeniz olduğu için tabi biraz dikkatli olmakta fayda var.




Trakya’ya yaklaşık bir milyon yıl önce geldiği tahmin edilen ilk insanlar bu bölgedeki mağaralarda yaşamışlardır.Tunç Çağı ve Demir Çağı olarak bilinen dönemlerde kalıcı konutlar inşa edilememiş ve yerleşik düzene geçilememiştir. 

Traklar M.Ö. 2000 yılında, Orta Asyadan başlayan büyük kavimler göçü ile kuzeyden gelen çok büyük bir kavimdir. İsimlerini vermiş oldukları Trakya’ya geldiklerinde göçebe hayatın bırakmış, toprağa çaktıkları kazıkların aralarını çitlerle örerek ve üzerini çamurla sıvayarak inşa ettikleri evlerle yerleşik düzene geçmişlerdir. 

Trakların bir boyu olan Thyn’ler , Thynias’ı yani İğneada’yı kurmuşlardır. M.Ö 6. Ve 7.yüzyılda ise İğneada’da, ticarette ve sanatta etkin bir konuma sahip olan İyonlular yaşamışlardır. Bu dönemde İyonyalılar Karadeniz’de 90 tane koloni kurmuşlardır. Tarihsel kaynaklar, daha sonraki çağlarda yerleşimlerin Kırklareli,Vize,Pınarhisar,Lüleburgaz,Babaeski ve Pehlivanköy gibi doğal yollar üzerinde ve Midye (Kıyıköy) ile İğneada gibi deniz kıyılarında görüldüğünü belirtmektedir.




Aşağıda ki resimde gördüğünüz İğneada Beğendik köyünden bir kare karşıda ki yarım ada şeklinde ki yer Bulgaristan Rezova Köyü yani çok yakın tam sınırda oluyorsunuz oraya gittiğinizde..




Hayatınızda hiç Longoz ormanı görmediyseniz Mutlaka gidin diyeceğim bir yer oldu burası her ne kadar korkutucu bulduysam da yine de gezip görülmesi gereken bir yer. Yer gök orman derler ya işte öyle bir yer.  




İğneada longoz ormanları, Yıldız (Istranca) Dağları'ndan Karadeniz'e doğru akan derelerin beslediği Erikli, Mert ve Saka göllerinin, önlerindeki kumul dolayısıyla ilkbaharda fazla gelen sularla şişerek geriye doğru taşması ve düz araziyi kaplaması sonucunda oluşmuştur. Kış ve ilkbahar aylarında tamamen sularla kaplı olan yaz ve sonbahar aylarında ise suyu çekilen bu ormanlar, oldukça boylu
 (8-15 metre) karışık orman ağaçlardan oluşan bir floristik kompozisyona sahiptir. 

Bu karışık ormanları dişbudak, kayın, saplı meşe, sapsız meşe, ova akaçaağacı, çınar yapraklı akçaağaç, üvez, ıhlamur, kızılağaç, mürver, kızılcık, karaağaç ve gürgen gibi ağaçlar oluşturur. Zengin bir orman altı florasına sahip olan bu ormanlar, alüvyal toprakların mikro-organizma faaliyetinin yoğunluğu nedeniyle çevresine göre daha sıcak olup burada yetişen ağaçlar ve diğer bitkiler daha erken vejetasyona başlarlar. Bu ormanların mevcut durumlarını korumaları yüksek taban su seviyesine bağlıdır. Gerek Avrupa'da gerekse Türkiye'de nadir bulunan bu ormanların habitatlarının korunması büyük önem arz etmektedir. 












Atatürk'ün resmi içeçek ilan ettiği hardaliye çok lezzetliydi, bana sorarsanız şarabın alkolsüz hali derim:) bir çok hastalığa iyi gelen içecek bölge de oldukça mevcut..

Hardaliye, üzüm kabuğu ve çekirdeği ile ezildikten sonra, içine siyah hardal tohumu ve vişne yaprağı ilave edilerek hazırlanan, kendine has hoş kokusu ve tadı olan, buruk içimli, 
alkolsüz geleneksel içecektir.
ilave su ve şeker içermez. Üzümün has suyundan elde edilir. Tamamen doğaldır.

Hardaliye eski dönemlerde o zamanlar "Bağlar Diyarı" olarak adlandırılan Trakya Yöresinde üzüm şırasını korumak amacı ile geleneksel yöntemlerle üretiliyordu. Evliya Çelebi'nin seyahatnamesinde hardaliyeden bahsettiği bilinmektedir. 1938 yılında Kırklareli'ye geldiğinde kendisine ikram edilen hardaliyeyi içen Atatürk; "Hardaliyeyi milli içecek haline getiriniz" diyerek Kırklareli halkına vasiyetini bildirmiştir.



Bir gezimiz daha böyle güzelliklerle noktalandı, görmediyseniz gidin, koklamadıysanız koklayın ve içmediyseniz için diyeceğim bir bölge ...

Bir başka gezide buluşmak üzere sevgiyle kalın...

Hiç yorum yok: